Posted On 9 Aralık 2014 By In Fotoğraf, Ka'ralamalar With 2503 Views

YIRCA GÜNLÜKLERİ

Zeytinlik direnişi boyunca 3 kez Yırca’da bulundum. Toplamda yaklaşık 25 gün boyunca hem nöbet tutarak hem de fotoğraf ve videolarımla direnişe destek vermeye çalıştım… Aşağıda bu süre boyunca tuttuğum günlükleri toplu bir şekilde okuyabilirsiniz… Çünkü bizim Yırca’dan öğreneceğimiz çok şey var… Unutulmasın, hatırlansın için…

 

YIRCA GÜNLÜĞÜ – NO:1 | Zafere dâir…

Sanırım öncelikli olarak şu konunun altını çizmeliyim. Bazı arkadaşlar Yırca zaferine dair ‘İyi de 6.000 zeytin ağacı gitti; neyin kutlamasını yapıyorsunuz?’ diyorlar. Ama bu kişilerin anlamadığı şu: Danıştayın ‘Zeytinlik alanlara termik santral yapılamaz!’ kararı emsal oluşturan bir karardır. Evet 6.000 ağaç gitti ancak Yırcalılar yüz binlerce ağacı kurtaracak bir kararın alınmasını sağladılar. Hem de direnerek! Türkiye’deki zeytinlikleri termik santral zulmünden ve tehdidinden kurtaran (en azından şimdilik; çünkü malum, yasalar her an değişebiliyor!) bu kararın geç gelmesine üzülmekle birlikte zaferi davulla klarnetle göbek atarak kutlamak da en doğal hakları…

Bırakın artık şu sanki her şeyi siz biliyormuşsunuz da kimse bilmiyormuş gibi kurduğunuz üstten bakan cümlelerinizi… Yırcalılar direndi ve kazandı… Bu kişilerin asıl sorması gereken ‘Bu neyin kutlaması yav?’ değil; ‘Yırcalılar direnirken ben neredeydim?’ sorusu olmalıdır…

Ha bu arada; Yırcalılar kesilen zeytinlerin yerine yenilerini dikecekler. Hala geç kalmış değilsiniz; buraya, Yırca’ya gelin hep beraber dikelim zeytin ağaçlarını…

Çayımız da var hem… 

twit9

 

YIRCA GÜNLÜĞÜ – NO:2 | GREENPEACE HAKKINDA!

– Yırca’ya bu üçüncü gelişim. İlki; zeytin katliamının yapıldığı ve direnişin başladığı birinci gündü. O gün İpek ve Greenpeace’ten Olcay’la İstanbul’dan gelmiştik buraya. Bu kişilerle o gün tanışmıştım. Ardından direniş alanında kalacak yer arayınca bana çadırlarını açan da Greenpeace’ten arkadaşlardı; ya da yemeklerini paylaşan… Beni boş verin; Yırcalıların yanlarındaydı bu insanlar. Bir adım önlerinde öncü gibi değil, ya da bir adım gerilerinde artçı gibi değil! Yan yana, el ele, omuz omuza… Bu bedensel bir yan yanalığın dışında söylem olarak da eylem olarak da böyleydi… Öğreten, veren, yönlendiren değil; paylaşan, dayanışandı onlar. Öyle ki bu paylaşım ve dayanışma karşılıklıydı da aynı zamanda. Soma Kaymakamı geldiğinde ‘Avukatımız Deniz hanım (Greenpeace’ten) olmadan sizinle konuşmayız!’ diyen de; kaymakam avukatı hedef göstermeye çalışırken ‘Siz avukatımıza; Deniz hanıma öyle diyemezsiniz!’ diye kafa tutan da yine Yırcalılardı…

Greenpeace’i kurum olarak eleştirebiliriz. O konuda benim diyeceğim pek bir şey yok. Artıları eksileri; iyi ve kötü yönleri vardır amenna! Ama Greenpeace üzerinden yani sırf Greenpeace’çiler diye burada elleri kelepçeli halde kendilerini kepçelerin önüne atan; darp ve tehdit edilen, hakarete uğrayan ama buna rağmen bir adım geri atmayıp Yırcalılarla dayanışan kişilere laf etmek en hafif deyimle had bilmezliktir, aymazlıktır!

Diyeceğim şudur ki; Yırcalılar Greenpeace’çileri bu kadar sahiplenip benimsemiş ve onlara evlerinin ve gönüllerinin kapılarını sonuna dek açmışken, birilerinin klavye başında yazdıkları sadece ve sadece laf-ü güzaftır.

Bunları yazanlara sormazlar mı; ‘İyi de arkadaş sen neredeydin o vakit?’ diye… İnsan; kendisine cevabını veremeyeceği sorular sordurtmamalı!

 

twit2

YIRCA GÜNLÜĞÜ – NO:3 | ZEYTİN DİKİMİNE DAİR!

Cumartesi sabahından beri özellikle pazar günü burada yani Yırca’nın 6.000 ağacının kesildiği yerde zeytin ağacı dikimi yapıldı. Kimileri otobüs dolusu geldi; kimi de bireysel olarak… Şu konuda kuşkum yok ki; gelenlerin çoğu iyi niyetli duygularla ordaydı. Ancak ne yazık ki iyi niyet yetmiyor bazı konularda. Ve üzülerek söylüyorum ki bu ağaç dikimlerinin pek çoğu sembolik dikimdi ve sırf ‘fotoğraf vermek’ içindi. Hatta daha da üzülerek söylüyorum; o dikilen ağaçların bir kısmı ya sökülecek ya da öyle kuruyup gidecek. Peki bu durum neden oluştu?

1) YIRCALILARI DİNLEMEDİLER! – Mesela ben zeytin dikiminden anlamam. Eğer bir zeytin fidanı dikmek istesem en başta danışacağım kişi burada yaşayan bir Yırcalı olurdu. Çünkü yılların birikmiş tecrübesi var. Ancak ne yazık ki buraya gelen bazı kişiler deyim yerindeyse ‘kafalarına göre’ davrandılar. Her ne kadar Yırcalılar ‘Arkadaşlar lütfen şöyle yapalım, zeytin ağaçlarının arasındaki mesafeyi koruyalım…vs.’ diye çırpınsa da bir süre sonra bu kafasına göre davranma durumu tekrar devreye girdi. Hatta bazı fidanlara ‘can suyu’ bile verilmedi önce. Sonradan halledildi bu kısım. Bir kısım kişilerin amacı ise tek bir şeydi; fotoğraf çektirip Facebook’a koymak! Elbette bu yaptıklarımızı çekip paylaşacağız sosyal medyada; başka kişiler de gelsin ve buraya katkı sunsun diye. Ancak asıl amaç bu değil dayanışmak olmalı. Eğer sen fotoğraf çektireceğim diye diktiğin fidanın can suyunu vermeyi unutuyorsan burda koccccaman bir yanlış vardır.

2) ZEYTİNİN TÜRÜ – Zeytinin bir çok çeşidi var; trilye, edremit, domat…vs. Bunları ben de burada öğrendim açıkçası. Getirilen fidanlar, zeytinlik alanın sahiplerine sorulmadan alındığı için ne yazık ki istenen türde değildi bir kısmı… Dikimin istenen şekilde olmamasının nedenlerinden biri de bu.

3) ZEYTİNİN YAŞI – Dikilen zeytinler fidan olduğu için ancak yıllar sonra zeytin vermeye başlayacaklar. Oysa burdaki insanlar geçimini buradan sağladığı için gelecek hasat zamanında da zeytin toplayabilmeli. Bu amaçla 4-5 yaşındaki zeytin ağaçlarının dikilmesi düşünülmekte.

Toparlarsak eğer… Burada 6.000 zeytin ağacı kesildi ve şu anda burada yeniden bir zeytin alanı, yani bir yaşam kurulmaya çalışılıyor. Buraya gerçekten ve samimi bir şekilde katkı sunmak istiyorsanız eğer; bu konuda bilgi sahibi Yırcalıların kaygılarına ve söylediklerine kulak verin. Burası Yırcalıların; bu direnişte müdahil olacağım derken müdahaleci olmayın. Elbette fidan alacağız elbette bunu dikmek için taaaa Yırcalara geleceğiz…vs. Ama bunu doğru bir şekilde yapmamız lazım. Gelin bi çay için, nasıl yardım edebileceğinizi sorun… Bir şey yapıyorsak eğer; bari elimize yüzümüze bulaştırmayalım derim…

 

twit

 

YIRCA GÜNLÜĞÜ – NO:4 | YIRCA GERÇEKTEN KURTULDU MU?

– Ne yazık ki bu soruya; ‘Evet; Yırca termik santral tehlikesinden kesinlikle kurtuldu!’ cevabını veremiyoruz. Hazırlamakta olduğum Yırca belgeseli için bugün görüştüğüm Avukat Deniz Bayram (Hem Greenpeace’in ve hem de Yırcalıların gönüllü avukatı) tehlikenin hala devam ettiğini belirtip şöyle devam etti: ‘Dava bu aşamada red de edilebilir. Veya başka bir acil kamulaştırma kararı alınıp tekrar benzer bir süreç yaşayabiliriz. Danıştayın kararı çok güçlü bir karar; önemli bir kazanım. Bununla birlikte risk hala devam ediyor; ancak Yırcalıların direnişi de aynı şekilde devam edecektir.’

Evet; nihai olmamakla ve tehlike devam etmekle birlikte zafer (şimdilik) Yırcalıların… Ancak şahsi gözlemim odur ki; daha güçlü şekilde gelip buraya termik santral yapmayı kafasına koyanların sonu Kolin İnşaat’tan da beter olacaktır. Çünkü Yırcalılar dayanışmanın, direnişin ‘tadını ve acısını’ aldılar bir kere. Birlik olmanın verdiği motivasyon ve inançla, kanımca aşamayacakları engel olmayacaktır… Bizlere düşense onları sık sık hatırlayıp yalnız olmadıklarını hissettirmek…

Ayrıca; bu aralar buraya gelmeyi düşünenler varsa bence bir an önce gelmeliler. Zeytin toplayacak insanlara ihtiyaç var; malum hasat zamanı… 

 

yirca-direnisi-zeytinlik

 

YIRCA GÜNLÜĞÜ – NO:5 | YIRCA’YA GELECEK OLANA KILAVUZ!
Ya da ”YOKSA SİZ DE DAYANIŞAMAYANLARDAN MISINIZ?”

– Bugün de benzer manzarayla karşılaşınca sormadan edemedim: Ya hu biz niye dayanışamıyoruz? Şöyle ki… Buraya yani Yırca’ya son 1 haftadır yüzlerce insan geldi. Gelişler bugün de devam etti. Gelenleri genellersek; gelişlerin gidişatı şöyle: 1) Merhabalaşma 2) Fotoğraf çekimi 3) Çay içme 4) Fidan dikiminde fotoğraf çekimi 5) Çay içme 6) Şarkı söyleme 7) Şarkı söylerken fotoğraf çekimi 7) ‘Beni tek çek’ fotoğraf çekimi 8) E hadi bize müsaade 9) Giderken son poz yakalama fotoğraf çekimi…vs!

Bugün köyde bir abimiz ve ailesi (ismini vermeyeyim) zeytin hasat ediyordu. Abinin annesi 75-80 yaşında… Keza babası da öyle. O insanlar hasat zamanını direnişle geçirdikleri için ancak bugün zeytin toplamaya başlayabilmişlerdi. Onlar orada zeytin toplarken, ‘misafirler’ direniş alanında çaylarını içip şarkılar söylüyordu. Evet daha sonra ‘uyarınca’ geldiler ve sembolik olarak yaklaşık 10 dakika zeytin topladılar. Ve sonra gittiler. Şimdi soruyorum sizlere; bu bir dayanışma örneği midir?

Yırca açık hava müzesi gibi bir mekân değil. Burada insanlar aylarca direndikleri ve sonrasında da gün boyu, gelen misafirlerle ilgilendikleri için kendi rutin zorunluluklarını erteleyen insanlar. Gene ismini vermeyeyim bir ablamız kışlık salçasını bile yapamadı mesela. Bu kış kullanacağı salçaları dışarıdan almak zorunda kalacak. Ayrıca bir başka evdeki abi tüm peynirini misafir sofrasına verdiği için yeniden peynir almak durumunda…

Başka bir fotoğraf anlatayım size. Cumartesi günü yine misafirler gelmişti. Yırcalı 9 kadın (evet saydım tam 9 kadın) yan yana kurulmuş masalarda harıl harıl atıştıracak bir şeyler; ekmek, zeytin, peynir, reçel…vs. hazırlıyorlardı. Gelen onlarca evet onlarca misafirse orada öylece çaylarını yudumlayıp fotoğraf çektirmekle meşguldüler. Sonunda dayanamayıp gidip uyardım bir grubu.

Elbette fotoğraf çekeceğiz çektireceğiz; elbette çay içip sohbet edeceğiz, şarkılar da söyleyeceğiz… Bunlar çok doğal şeyler. Doğalın yanında başkalarına da ilham verip buraya gelmelerini sağlayacak aktiviteler. Ancak başat aktiviteler bunlar olmamalı. Bakın burada 6.000 ağaç kesildi. İnsanlar joplarla dövüldü, ters şekilde kelepçelendi, gaz sıkıldı, tehdit edildi, hakarete uğradı… Burada şu an yeni bir yaşam kurulmaya çalışılıyor… Ve insanlar bir yandan da rutin hayatlarını devam ettirip kışa hazırlanmaya çalışıyor. Eğer gerçekten buraya katkı sunup dayanışmak istiyorsanız; buraya gelince insanların hayatlarını kolaylaştırmak için çabalayın…

Yırcalı misafirperverdir, Yırcalı kibardır… Ondan dolayı bu tür ‘eleştirileri’ değil söylemek düşünmezler, akıllarına bile getirmezler… Ben Yırcalı olmadığım için misafirperver değilim; kibar da değilim… O yüzden yazıyorum bunları… Çünkü ‘Diren Yırca bilmem şurası burası seninle!’ diyorsak eğer; bunun altını doldurmamız, buraya gelince de gerçekten Yırcalıların yanında olmamız gerek…

Demem o ki; YIRCA’YA GELİN! Zeytin hasadı zamanı, zeytin toplayacak insana ihtiyaç var. Bir de gelirken eliniz boş gelmeyin; ayıptır… İnanın o pankartlarınız ve reklam dolu ‘bez parçalarınız’ karın doyurmuyor… 

 

yirca-direnisi-zeytinlik-4

 

YIRCA GÜNLÜĞÜ NO:6 | ”Ve dahi kelebekler için de…”

– Az önce 6.000 ağacın kesildiği yerdeki ateş başındaydık. Yırcalı bir arkadaş oturduğu sandalyeden aniden kalkıp ateşin hemen dibindeki sıcak küle elini soktu ve bir avuç dolusu külü avuçlayıp bir anda kenara fırlattı… Ben ne olduğunu anlamamış bir halde külü attığı yere baktım ki ne göreyim! Bir kelebek külün içinden kanatlarını çarpıp külleri savuşturarak havalanıyor. Sonra külü atan arkadaş gayet sakin bir şekilde yerine otururken şunu dedi: ‘Yazık kelebeğe, yanmasın!’

Abarttığımı düşünebilirsiniz ancak bu son zamanlarda gördüğüm en etkileyici andı benim için. Kolin veya herhangi başka bir şirket gelip oraya termik yapsaydı eğer (ya da yaparsa bir gün) o kelebekler de ölecekti. Yırcalı sadece zeytin ağacını değil; yaşam alanını, toprağını ve dahi kelebeklerini korumak için de direniyor…

Ve bu direnişte bir kelebek küllerinden yeniden doğdu! Haberiniz olsun…

 

yirca-direnisi-zeytinlik-3

YIRCA GÜNLÜĞÜ NO:7 | ‘Sevgilin mevgilin yok mu senin?’

Genelde gittiğim yerlerdeki kişilerle sohbetim ilerleyince aynı soruyla karşılaşıyorum: ‘Evli misin sen?’ Yırca’da da yine aynı soruyla karşılaştım. Oturmuş Emine anneyle topladığımız zeytinleri boyutuna göre ayırıyorduk ki sordu: ”Yavrum evli isim sen?”. Gülümseyerek cevapladım ‘Yok evli değilim.” Emine anne ‘Sevgilin mevgilin bişeyin yok mu yavrum senin?’ diye sordu bu kez. Ben sorunun stresiyle zeytinleri daha hızlı ayıklamaya başladım. ‘Yok Emine anne, sevgilim mevgilim de yok. Hem kim ne yapsın beni! Baksana ordan oraya; sokak çocuğu gibiyim.’ dedim…

Buraya kadar her şey alışık olduğum şekilde ilerliyordu. Normalde sohbetin bu yerinde karşımdaki ‘Aaa öyle şey mi olur; şöyle iyisin böyle güzelsin’ filan derdi. Ama Emine annede işler böyle yürümedi. Ben ‘kim ne yapsın beni’ deyince cevabı tokat gibi yapıştırdı: ‘Valla sen de haklısın yavrum…’ 

Bu moral bozukluğuyla elimdeki zeytinleri bırakıp döndüm: ‘Ya Emine anne insan yok öyle şey mi olur filan deyip moral verir. Dövseydin daha iyiydi!’ diye sitem etmeye başlayınca bu sefer öbür yanağıma yedim tokadı: ‘Ne deyiverem yavrum; bu yaşımdan sonra sana yalan mı söyleyim?!’

Emine anne direnişte yolun ortasına oturup yolu trafiğe kapatmış, jandarmaya kafa tutmuş kadın; ben nasıl direnebilirdim ki ona… Sonra zeytin ayıklamaya devam ettim… Öyle işte… 

 

 

yirca-direnisi-zeytinlik-2

YIRCA GÜNLÜĞÜ NO:8 | Kedi’nin miyavladığıdır!

Yırca direnişinin çılgın ismi Mehmet Abi; nam-ı diğer Kedi’nin iki elini havaya kaldırıp bize karşı haykırdığıdır: “Bana şiddeti öğretiiiin!!”

Şiddete meyyâlimiz vallahi dertten efendiler! 

 

yirca-zeytinlik-nobeti-5

 

YIRCA GÜNLÜĞÜ NO:9 | ”RECEP’İN SARI BEZİ”

Bu akşam saat 21.30 sıralarında bir kamyon dolusu; yaklaşık 6-7 bin civarında zeytin fidanı geldi Yırca’ya. Zeytinlik nöbeti alanından ayrılıp köy merkezine geldik. Fidanların taşınması, fotoğraf, belgesel çekimi derken saat gece yarısını buldu. E haliyle köy bakkalı da kapanınca; ‘E ben daha ekmek peynir alacaktım ama!’ diye ellerim bomboş bir şekilde öylece kalakaldım. Neyse ki imdadıma M’Recepyetişti. Hem odun da lazımdı gece için. Evlerinde gittiğimde Recep bir torba odunla beni bekliyordu. Derdimi anlatınca annesi yemeğe davet etti beni; ama gece vakti zahmet vermeyeyim diye bir şeyler uydurdum. Odunumu, ekmeğimi, peynirimi, nar ekşili zeytinimi almıştım ki Recep’in annesi ‘İki de köy yumurtası katıverem mi?’ dedi. Yumurtaları da almış bahçeden çıkıyordum ki Recep elinde sarı bir bezi (hani şu mutfaklarda kullanılan silme bezi) uzatıp ‘Abi çıra kalmamış da bu iyi yanar; bununla yakıver sobayı’ dedi… Ben; mutfaklarda benim için ıslanıp sıkılmanın, kullanılıp bir kenara atılmanın bir imgesi olan sarı bezin bir gün beni ısıtabileceğini ilk kez bu gece öğrendim. 18 yaşındaki Recep’ten çok şey öğrendim de; kendisi bunu henüz bilmiyor.

Ekmek, peynir, zeytin, yumurta, odun…vs! Bunları hepsini geçtim de; annesinin ‘İki de köy yumurtası katıverem mi?’ deyişindeki içtenliğinin, Recep’in ısınayım için sarı bezi elime tutuştururkenki ‘Acaba yakabilir mi sobayı’ diye kaygı duyuşunun hakkını nasıl ödeyebilirim ki? Hangi en güzel belgesel, hangi en güzel fotoğraf yeter buna?

Biz şehirlerde bir şeyleri yanlış yapıyoruz sanki! Çok kabloya bulandık abi, çok buzdolabıya, kullanıcı adı ve şifreye… Bir elimde saat, bir elimde sümbülteber çırılçıplak koşmak istiyorum Yırca’nın kırlarında… Şairin dediği gibi, üzerimize bulanmış bu katran kokusundan kurtulalım için… Hem gözlerim de madenleşir belki…

 

 

yirca-zeytinlik-direnisi-nobeti-6

YIRCA GÜNLÜĞÜ NO:8 | Yırca’daki CHP varlığına dair…

– Belki birileri için Yırca gündemden düşmüş; yerini bedelli askerlik, kaçAKsaray (o da düştü sanki gündemden), Adriana Lima-Acun Ilıcalı aşkı (ne yazık ki bununla ilgili capsler eksik olmuyor Facebook haber kaynağımdan) konuları almış olabilir. Ancak Yırca’dan çıkarılacak çok dersimiz olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden sıkıcı da gelse kimilerine Yırca günlüklerine devam edeceğim bir süre daha. Bu notun konusu ise zeytinlik direnişi boyunca CHP’nin Yırca’daki varlığı…

Başta şunu söylemeliyim ki hem Yırca’daki günlük sohbette; hem de Yırca belgeseli için yaptığım röportajlarda direnişe destek konusunda 3 isim öne çıkıyor. Greenpeace, Özgür Özel (CHP) ve Halkevleri… Özgür Özel bildiğiniz gibi CHP Manisa Milletvekili. 17 Eylül’de Yırca’ya ilk gidişimde de, Ekim’deki ikinci gidişimde de ve dahi Kasım’daki üçüncü gidişimde de sürekli onu orda gördüm. Hem altı doldurulmuş söylemleri, hem yaklaşımındaki samimiyet, hem de söylemlerini lafta bırakmayıp çözüm önerileri sunuşu… gerçekten hayranlık uyandırıcıydı. Bunu sadece benim sözlerimde değil Özgür Özel’in Yırca’ya her gelişinde köylülerin gözlerinde de okumak mümkün… Hatta bir keresinde Yırcalı bir abla bana dönüp “Kâzım sence Özgür Bey mi diyeyim, Vekilim mi?” diye sordu. Ben de “Özgür Bey çok resmi; vekilim ise daha sıcak. Vekilim onun daha çok hoşuna gider. Sen hangisini tercih edersen onu söyle bence.” dedim. “Tamam o zaman; Vekilim diyeceğim” dedi gülümseyerek…

Özgür Özel’in yanında CHP Gençlik Kadın Kollarını da gördüm Yırca’da. Ama ne yalan söyleyeyim Gençlik Kollarını görmeseydim daha iyiydi. 
Şöyle ki… Eylül’de yani ağaç katliamının gerçekleştiği ilk günlerde Gençlik Kolları Genel Başkanı, Manisa başkanı ve sanırım 15 civarında genç de gelmişti zeytinlik alanına. Gençlik Kolları Genel Başkanı gruptan 2 kişinin nöbette yer almasını istemiş. Bu istek birlikte oturduğumuz grup üyelerine iletilince direkt homurtular yükseldi masamızda: “Nöbet de nerden çıktı!”; “Ben kalmam abi nöbete filan!”, “Ne nöbeti yeaağğ!”…vs. türünden cümleler kurulmaya başlandı. Ve sonra parlak bir fikir bulundu. Orada halihazırda bir gece nöbet tutan bir kişi CHP Gençlik Kolları üyesiymiş zaten. Zaten bir gece daha kalacakmış ve kendilerini temsil edebilirmiş… Evet kurtulmuşlardı nöbet zulmünden! Orda bulunduğum süre içinde CHP Manisa ve Kadıköy Kadın Kolları’nın ziyaretlerine de tanık oldum. Ne yazık ki onların ziyaretleri de sembolik ve işlevsizdi. Daha çok misafir oturması gibiydi… Kadıköy’den gelen bir kadının Yırcalı bir ablaya söylediği ise gerçekten benim için şoke ediciydi: “Biz de elimizden gelen her şeyi yaptık; sen benim Twitter’da paylaştıklarımı görsen, ohoooouuuww!!”

Bir tarafta sürekli gelip giden, sorun dinleyen, çözüm üreten, Yırcalılarla yan yana olan Özgür Özel; diğer yanda ise sanki altın gününe gelmiş gibi tavır takınan Kadın Kolları ve ibretlik bir Gençlik Kolları…

CHP’nin Yırca’daki genel durumu budur… Açıkçası hangisi gerçek CHP ben çözemedim; karar sizin…