Posted On 20 Haziran 2014 By In Ka'ralamalar With 952 Views

Yara da biziz, ilaç da…

Dün kafede oturmuş bir şeyler karalıyordum. Yan masada 6-7 kadından oluşan bir grup altın günü (evet bildiğimiz altın günü) için toplanmış konuşuyorlardı. İçlerinden biri 2 haftalık parayı verip “Malum gelecek hafta burda olamayacağım; Şırnak’a taşınıyoruz.” dedi. Bir anda sessizlik çöktü masaya. Kadın devam edip, “Açıkçası Şırnak’ın ismi bile ürkütüyor beni!” dedi belli belirsiz dudapını ısırarak.

Bu cümleden sonra sessizlik, yerini acı tebessümlere bıraktı. Daha önce ve doğal olarak bu konuyu çok düşündüğünü, kendini teselli etmek, Şırnak fikrine alıştırmak için çok uğraştığını belli eden şu cümlelerle konuşmasını sürdürdü: “Ya aslında çok da sandığımız gibi değilmiş oralar. Öyle diyor bazıları. Orda da bazı imkanlar varmış; AVM’ler, haftasonu için brunch yerleri, piknik mekanları…vs.”

Kadın ne derece inanıyordu bu söylediklerine, gerçekten ikna olmuş muydu bilemiyorum. Ancak diğer kadınlar bir şey söyleyememenin verdiği dayanılmaz ağırlıkla çaylarını yudumladılar hep bir ağızdan.

Kağıt üstünde ülkenin toprak bütünlüğü hala korunuyor; ancak kafamızda çoktan bölünmüş durumda ne yazık ki! Ve bunu tamir etmek (belki de tedavi daha doğru kelimedir) zor olacak. Ama etmeliyiz! Çünkü başka çaremiz yok.

Biz birbirimizin hem yarasıyız hem ilacı! Ya yarayı deşeceğiz daha derinlere doğru, ya da ilaç olup saracağız onu!

Asıl soru şu: Yıllanmış acılara bıçak mı olacağız; ilaç mı yoksa? Seçim bizim; ve dahi ‘savaş’ da…

Fotoğraf: Ka | Haziran, 2014 / LİCE