Posted On 8 Temmuz 2015 By In Ka'ralamalar With 3119 Views

Sokakların bir güzel abisi: Kadir Bal

Bir şekilde sokakta buluştuğum, beraber sokakta olmaktan keyif aldığım ve sokakta bulunurken sokağa dokunan arkadaşlarımı yazmaya devam ediyorum. İlki fotoğrafçı dostum Onur Yıldırım’dı. Şimdi ucundan kıyısından da olsa anlatmak ve sizin de tanımanızı istediğim kişi sevgili dostum güzel insan Kadir Bal.

Aslına bakarsanız bu yazının başlığı “Sokağa Dokunanlar” değil “Allah’ı Güzel İnsan: Kadir Bal” idi. Çünkü evet; ne yazık ki Allah’ı da kendisi de “çirkin” olan insanlar var. Hem de tahminimizden daha çoklar. Lakin her ne kadar vurgusu bu olsa da; yanlış anlaşılmalara mahal vermemek adına bu başlığı kullanmak istemedim. Neyse, şimdi asıl konumuza gelelim.

KADİR’LE NASIL TANIŞTIM?

4-5 sene önceydi. Ben kişisel bloğumda ufak tefek, çalakalem bir şeyler yazmaya başlamıştım. Ardından o yazılarımdan bana ulaşan bir kişi (sonra onunla da güzel bir arkadaşlığımız oldu) kendilerinin yeni kurduğu www.solukbeniz.com (ne yazık ki şu an aktif değil) sitesinde de yazmamı önerdi, kabul ettim. Çoğunluğu amatör “yazar/karalayıcı”lardan oluşan bir siteydi. Ben de orda bir şeyler karalamaya, çektiğim fotoğraflardan yaptığım online fotoğraf sergileri ve videolar paylaşmaya başladım. Diğer yazar/karalayıcı arkadaşlarımdan Nur Toprak’la da o esnada tanıştım. Nur’la arkadaşlığımız ilerleyince benim mutlaka Kadir’le de tanışmam gerektiğini, ona da benden bahsettiğini söyledi. Facebook’ta ekleştik karşılıklı. Arkadaşlığımız da böylece başlamış oldu.

PEKİ SONRA?

2013 kışında Vanlı depremzedelerin direnişlerine katılmak için Van’a gitmiştim toplamda 3 kez. Kadir de benden önce gitmiş; böylece ilk ortak noktamız ortaya çıkmıştı. Ardından 2014 Haziran ayında Lice’de kalekol yapımına karşı başlayan direnişte asker 2 kişiyi öldürmüş, katletti. Ben hastaydım lakin bilgisayar başında zor duruyordum. Sabah ilk uçakla Diyarbakır’a gitme planları yaparken Kadir’le Facebook’ta karşılaştım. Sohbet etmeye başladık. Bir kaç cümle sonrasında Lice’ye beraber gitme kararı aldık. Ona İstanbul’dan bana İzmir’den bilet ayarladık. Bu konuşmanın üzerinden henüz 7-8 saat geçmemişti ki Diyarbakır’da cenazelerin defnedileceği mezarlıkta yan yanaydık.

Ben Lice’ye gittim 2 gün sonra, ardından hasta düştüm. O da bölgedeki yolculuğuna devam etti.

Üzerinden ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum, bir ara İstanbul’a gitmiştim. Aradım, Tarlabaşı’nda birisiyle görüşmedeymiş. Dur şimdi burada başına bir şey gelmesin deyip 2 “sokak çocuğu” arkadaşını gönderdi beni almaya. Buluştuk, hoşbeşten sonra içini çekti. Burda Sierra Leone’li 2 anne adayı varmış, birinin durumu çok ciddi. Bir an önce doktor gözetimine alınmalıymış; aksi takdirde ölümle sonuçlanabilecek sıkıntılar yaşanabilirmiş. Bununla ilgili bir şeyler yapmak lazım diye etrafta fırdolayı dönüyordu. (Meraklısına dipnot: Anneler iyi, çocuklar sağlıklı… 🙂 )

Bu arada Sierra Leone’den gelip Tarlabaşı’ında yaşayan ve orda doğum yapan bir anne çocuğuna Kadir ismini vermiş. Bunun gibi çok örnek var. Aradaki iletişimin ve samimiyetin boyutlarını görmek bakımından önemli bir örnek bu. 

Sonra Tarlabaş’ında bir aileyi ziyarete gittik beraber. Kadir’in iletişim gücünü orda bir kez daha gördüm. Sierra Leone’li arkadaşları ona bayılıyordu. Kadir bize öyle anılarını anlatıyordu ki; hani o kötü ve elverişsiz şartlarda bile hepimiz gülmekten çatlayacak duruma geliyorduk.

Aşağıdaki video o akşama dairdir… 

Bugün Tarlabaşı’ndaydık. Afrikalı bir aileye misafir olduk. Sevgili dostum güzel insan Kadir bizi yine güldürdü komik anıları ile… 🙂

Posted by Kazım Kizil on 14 Eylül 2014 Pazar

 

Sohbetin ortasında bir ara Kadir ortalıktan kayboldu. Geldiğinde yanında 2 çocuk vardı. Hayırdır bunlar da nerden çıktı demeye kalmadan anlattı. Meğer bu çocuklar Kadir eve girerken kendi aralarında sohbet ediyorlarmış evi göstererek. Biri ötekine “olum oradakiler şöyle insan böyle insan” filan diye konuşuyorlarmış korku dolu gözlerle. Kadir de tutmuş ellerinden getirmiş; hadi bakalım oradakiler nasıl insanlarmış diye. Tabii çocuklar biraz tedirgindi geldiklerinde. Ancak bir kaç dakika sonra onlar da sohbete dahil olup hep beraber ağız dolusu gülmeye başladık. Kadir sokağa ve insana dokunan bu küçücük, yükte hafif ama pahada ağır davranışıyla o 2 çocuğun ön yargılarını kırmış, onları güzel bir gerçekle tanıştırmıştı. Bu “insan olmak” gerçeğiydi.

kadir-bal-5

Evden ayrılıp Taksim’e doğru yürümeye başladık. Bu esnada ilk başta hani o beni karşılayıp Kadir’e götüren 2 “sokak çocuğu” arkadaş da hep bizimleydi. Kadir sokakta kaldırımda oturmuş teyzeleri görünce gidip hemen çömeldi yanlarına. Daha önce tanımadığı kişilerdi. Ancak 2-3 dakika sonra sanki 10 yıllık dostlarmış gibi koyu bir sohbete daldılar.

kadir-bal-4

Taksim’e vardığımızda acıkmıştık. Kadir’le buluşmaya beraber gittiğim arkadaşım Aysu küçük, ucuz bir balıkçıya götürdü bizi. Mekan içkili bir mekandı, ben de Kadir de içen kişiler değildik. Benimki damak tadıyla ilgili bir durumken Kadir’inki inançlarından kaynaklanıyordu (ya da en azından ben öyle düşünmüştüm o an). Bu yüzden pek rahat edemeyeceğimizi düşünüp Kadir adına biraz tedirgin olmadım değil. Lakin Kadir bu tip “küçük konular”ın adamı değildi. O başka bir dünyadan sesleniyordu bizi. O yüzden gönül rahatlığıyla oturduk. İsteyenler içmeye biz de yemeğimizi yemeye başladık.

Derken yanımızdan elinde tineriyle bir “sokak çocuğu” geçti. Kadir ismiyle bağırdı. “Hoopp İsmail” (ismini unuttum ondan dolayı İsmail ismini uydurdum) ne yaıyon lan” filan dedi. İsmail’in kafa bi milyon tabii, dönüp masaya baktı. Sonra Kadir’i görünce az önceki tinerden mayışmış suratı yerini kocaman bir gülümsemeye bıraktı.

Masaya geldi, Kadir yanımıza oturttu. İsmail, Kadir’i gördüğünden beri tineri cebine gizlemişti. Kadir abisi elbette biliyordu onun hala tiner çektiğini ancak tekrar görüp de üzülmesini istememişti İsmail. Birkaç lokma bir şey atıştırdı, o sırada onunla sohbete başladık, Kadir kafasını diğer tarafa çevirince tineri çıkarıp çekiyordu bir nefes. Ne yapsındı İsmail; tinerden de Kadir abisinden de vazgeçemiyordu işte.

Kadir’le sokak çocuklarının iletişimi ve sıcaklığını görünce insan kıskanmıyor değil. Bu ne güzellik, bu ne içtenlik, bu ne anlamlı bir şey…

PEKİ KADİR NE YAPIYOR?

Kadir elbette “sokak çocukları”yla sohbet etmenin çok ötesinde onların hayatlarına dokunuyor. Ama dokunup kaçanlardan değil! Hayatlarına ortak oluyor, kendi hayatına ortak ediyor.

Yeri geliyor onlara ev tahsis ediyor, yeri geliyor iş buluyor. Kirası gelip de ödeyemeyenler için seferber oluyor. Sağa sola haber verip bir şekilde bulup buluşturuyor o işi hallediyor. Sağlık sorunu yaşayanları (malum çoğunun sosyal güvencesi yok, ki çoğu “kaçak” zaten) doktora götürüyor. Tarlabaşı’nda bazen Kürtler ve Afrikalılar veya diğer gruplar arasında çıkan kavgalarda “barış elçiliği” rolü üstlenip bu kesimler arasında bir diyalog kanalı oluşturuyor.

Bu listeyi daha çoook uzatabiliriz. Ancak sanırım bu kadarı bile Kadir’in hayata ve insana ne kadar dokunduğunun bir ölçütü olmaya yeter de artabilir.

Bu noktada küçük değil çooook büyük bir örnek vermek istiyorum. Kadir’le henüz aktüel hayatta birebir tanışmadan önce Facebook aracılığı ile bir video göndermişti bana. Kendi çektiği bu videoda 2 “sokak çocuğu” vardı. Arkadaşların elinde tinerler, kolları jilet kesikleri içinde. Konuşacak mecalleri yok. Deyim yerindeyse “kafa bi milyon”. O videoyu izleyince insanın dünyaya lanet okuyup küfürler savurası geliyor…vs.

Hani şu Tarlabaşı’na gittiğimiz akşam var ya; işte o akşamdan sonra Kadir bana yanımızdaki 2 arkadaşı çıkarıp çıkaramadığımı sordu. O an Kadir’le o arkadaşları daha önce görmediğime dair çok büyük bahislere girebilirdim. Ve iyi ki girmemişim; çünkü kaybederdim.

Beni Tarlabaşı’nın girişinden alıp Kadir’e götüren, akşam boyunca inanılmaz güzel ve derinlikli sohbet ettiğimiz, her tarafından “asalet ve güzellik” akan, konuşmasıyla, üsluplarıyla, tavırlarıyla bende hayranlık uyandıran o 2 genç arkadaş, meğer Kadir’in bana izlettiği videodaki tiner çekmekten kendinden geçmiş, değil ayakta durmaya konuşmaya dahi mecali olmayan 2 arkadaşmış.

Kadir o malum videoyu çektikten sonra işin peşini ve sokak arkadaşlarını bırakmamış. Günlerce yanlarına gidip konuşmuş sohbet etmiş. Ancak akıl vermeye değil; abi olmaya değil, ‘tineri bırakın gençler, bunlar zararlı şeyler’ demeye değil, üst perdeden konuşmaya değil… sadece ve sadece onların hayatlarına ortak olmak için gitmiş, yoldaş, sokakdaş olmaya…

Ve o genç arkadaşlar tineri bırakmış bir süre sonra. Kadir’in bulduğu işte çalışmaya başlamış. Ardından bir kız arkadaş, evlilik derken çocuk sahibi olmuş. Ve şimdi bir yandan işine ailesine bakarken bir yandan da Kadir’le beraber “sokak çocukları”yla ilgileniyor.

Yani o gençler bu alemin en kral “aktivist”leri aslında. Ve bu onların hayatlarının vazgeçilmez bir parçası.

Bu müthiş değişimi ve bu inanılmaz öyküyü dinleyince, ve o iki insanı öylece karşında görünce… insanın tüyleri diken diken oluyor gerçekten.

Karabela kardeşimizin sesinden, sokağın bağrından ve özlenen bir abinin ardından… Sanma sen gidince ben hep ağladı…

Posted by Kadir Bal on 27 Nisan 2013 Cumartesi

Kadir bunların dışında yazıyor çiziyor, ortak olduğu hayatları bazen kalemiyle, bazen elindeki video kamerasıyla kaydedip paylaşıyor sosyal medyada. Bize görülmeyenleri gösteriyor; duyulmayanları iletiyor; köşede kıyıda kalmış, ötelenmiş itelenmiş hayatlarla yüzleştiriyor bizi. Yani sokakların “Kadir abisi” olduğu kadar aynı zamanda bir foto ve video aktivist…

KADİR’İN ALLAH’I NEDEN GÜZEL?

Yazının bir yerinde belirttiğim gibi Kadir inançlı bir insan. İslam inancına dair yorumu ve bunu hayatına katışı “klasik Sünni anlayış”tan çok farklı. Öyle ki; ben bazen dini konularda bir şeyler karalarken Kadir’i düşünüyorum. Bu yazdığım diyorum Kadir’i ve onun Allah’ını üzer mi? Çünkü ben; ne Kadir’i ne de onun Allah’ını üzmek istemem. “Ulan herkesin kendine özel Allah’ı mı olur? Ne saçmalıyorsun sen?” denebilir. Ancak şunu biliyoruz ki; yeryüzünde yaşayan herkesin Allah’ı gerçekten aynı Allah olsaydı; birileri o Allah inancı ve bu inancın kendisine verdiği motivasyonla bu sokak çocukları için neler yapabilirim, karnında çocuğu olan anne adayını nasıl sağlığına kavuştururum, sokak köpekleri için elimden ne gelir diye kıvranırken; birileri aynı Allah inancıyla kafa kesip, insan katletmez, o Allah’ın adını ağzına alıp insanları sömürerek kendi iktidarının temeli için Allah’a çimento taşıtmazdı.

O yüzden Kadir’in Allah’ı güzel…

EZCÜMLE

Şimdi baktım da nerdeyse 5 A4 sayfası olmuş bu yazı. Kaç kişi dayanıp da yazının bu son kısmına kadar geldi; onu da bilemiyorum. Şunu da eklemem lazım; yaklaşık 7-8 ay önce İstanbul’da Kadir’le buluşmamızda “Abi seninle röportaj yapalım” dedi bana. Tabii dedim. Sohbet eder gibi konuştuk; o esnada ses kaydı alındı. Ardından deşifre etti söylediklerimi. Son düzenleme için bana gönderdi. Ancak Yırca, Okmeydanı, o direniş senin bu sokak benim dolaşırken röportajı düzenleyip de gönderemedim. Yani o beni yazmak isterken şimdi ben onu yazmış oldum. 🙂

Ancak ben Kadir’i tanıyor ve Kadir’in bu dünyadaki varlığını önemsiyorum. İstedim ki benim tanıdığım bu güzel insanı siz de tanıyın. Öyle işte…

Kadir’i takip etmek isteyenler için Facebook ve Twitter adresi:
https://www.facebook.com/kadir.bal.12177

https://twitter.com/Abdul_kadir_bal