Posted On 4 Temmuz 2016 By In Ka'ralamalar With 52055 Views

Montaigne… Mülteciler… Basmane’de Can Yelekleri…

Zamanın “barbarları” Fransa’ya giderler. Fransa Kralı Charles da oradadır. Eşraftan biri barbarlara sorar, modern dünyada en çok neyi beğendiklerini, ne düşündüklerini…
 
Barbar, bir kısım insanın bolluk ve bereket içinde yaşarken bazılarının sefalet içinde yaşamalarının onları çok şaşırttığını söyler ve ekler: “Nasıl oluyor da bu yoksul yarımlar böylesi bir haksızlığa katlanıyor, öteki yarımların boğazlarına sarılmıyor, evlerini ateşe vermiyorlar!”
 
Bunu ben değil Montaigne yazıyor, Denemeler’inde. Asıl barbarların “ilkel kabileler” olmadığını, barbarlıkta onları fersah fersah aştığımızı da ekler.
 
Bazı insanların #ÜlkemdeSuriyeliİstemiyorum tag’i altında yazdıklarını görünce bu pasaj aklıma geldi.
 
Bu körüklenen nefret… Bu kendini ülkenin sahibi sanmalar… Bu yolda mendil satarken veya dilenirken gördüğünde burun kıvırıp, sanki kötü bir koku almışcasına yüzünü ekşitmeler… Bu ayrıştırmalar, ayrıştırmalar, ayrıştırmalar… Bu itmeler, bu dışlamalar, bu bakınca iğrenmeler… Bu bir merhabayı, hoş geldinizi, nasılsınız’ı fazla görmeler… Bu bir gülücüğü eksik etmeler… Bu bir duygudaşlık kurmayı, anlamayı, anlamlandırmayı, paylaşmayı lütuf saymalar…
 
Türkiye’de bir milyon (evet rakamla 1.000.000) Suriyeli çocuk var. Ve dünyada evine dönen mülteci oranı yaklaşık %30. Yani %70’i gittikleri ülkede kalıyorlar. Siz böyle hashtag açsanız da kalıyorlar açmasanız da, siz burnunuzu kıvırsanız da kalıyor kıvırmasanız da, siz böyle “istemezük” deseniz de kalıyor demeseniz de…
 
O çocuklar bir gün büyüyecekler… Ve şimdi onların kalplerine ektiğiniz her çirkin şey, her dışlama, her yok sayma, her hiçleştirme, her değersizleştirme; ileride size, en iyimser biçimde sokaklarınıza taşacak bir nefret seli, arabalarınıza atılacak molotof, sapanından fırlamış bir taş olarak geri dönecektir… İnsan hakları umurunuzda değilse bile, en azından kendi geleceğinizi düşünün…
 
O zaman geldiğinde şimdi Suriyeli istemiyorum dediğiniz bu “cehennet” ülkeden kaçmak için Basmane’ye gidip can yeleği kuyruğuna gireceksiniz!
 
Bizi kurtaracak olan nefret değil, iktidarlardan etkilenen her birey olarak birbirimizle dayanışmak, birbirimizin yanında olmaktır.
 
Farklı kültürler, farklı diller, faklı inançlar, farklı yaşam biçimleri… Evet bu yan yana olmak hali hiç kolay bir şey değil, hem de hiç değil…
 
Ece Ayhan’ın dediği gibi “dirim kısa ölüm uzundur bu cehennette”… Bari bu kısa dirim’i anlamlı yaşayalım…
 
(Bir de ricamdır, şu “iyi söylüyorsun ama gerçekçi değil” söyleminden vazgeçelim. Dünyayı bu hale getiren sizin gerçekçilik, literatürün “reel politika” dediği şey zaten.
 

Evet 70 milyonluk bir ülkede mesela 1.000 kişinin kafasında kurduğu şey bir hayal olabilir. Ama 100.000 kişinin kafasında kurduğu şey için harekete geçmesi onu hayalden çıkarıp gerçek’in ta kendisine dönüştürür. Hem de yıkıcı değil yapıcı, kirleten değil güzelleştiren gerçek’e…)

 

ve dahi şöyle bir şeyler…

 

‪#‎ÜlkemdeSuriyeliİstemiyorum‬ eşittir
‪#‎AlmanyadaTürkİstemiyorum‬ eşittir
‪#‎İzmirdeKürtİstemiyorum‬ eşittir
‪#‎İrandaLGBTIİstemiyorum‬ eşittir
‪#‎AmerikadaSiyahiİstemiyorum‬ eşittir
‪#‎İsviçredeArapİstemiyorum‬ eşittir
‪#‎PolonyadaÇingeneİstemiyorum‬ eşittir
‪#‎ArabistandaHristiyanİstemiyorum‬ eşittir
eşittir…eşittir…eşittir…eşittir…eşittir…

Bunlardan bazıları her ne kadar farklıy-mış(!) gibi görünse de benzer bir zihniyetin farklı tezahürleri sadece… Karşı durmamız ve düzeltilmesi için çaba sarfetmemiz gereken konu Suriyelilerin bu ülkedeki varlığı değil, Türkiye’nin Suriye ve mülteci/sığınmacı politikalarıdır.

Elinizde bir evin, bir yazlığın, kıyı şeridinde bir arazinin veya dağ eteğin ufak bir bahçenin tapusu olabilir. Lakin bu dünya sizin tapulu malınız değil.

Hepimiz kuşlar ve “batı rüzgârı kadar serbest dolaşan ve kendilerinden başka Allah tanımayan Çingeneler” kadar özgür olmak isterken, biz hep kuş ve Çingene, “onlar” hep kazıntı mı?

Ben de şunu yazayım madem: ‪#‎KainattaIrkçıİstemiyorum‬

Plüton dâhil…

 

 

 

Kazım Kizil | Kartınızı Oluşturun