Posted On 14 Ağustos 2014 By In Ka'ralamalar With 1776 Views

Linç Kültürü ve Ahlak Bilgisi…

Şimdi gözünüzde iki fotoğraf canlandırmaya çalışacağım… Birinci fotoğraf hali hazırda gözümüzde, beynimizde bilimum tüm hücrelerimizde canlı, kanlı bir durumda aslında. O yüzden ilk fotoğrafta zorlanacağımı zannetmiyorum. Ama ikinci fotoğraf?!

Sözü uzatmadan başlayalım…

 
 

— 1. Fotoğraf:

Alçakça tepelerin arasında yer alan bir ovaya tam ortasından bakan bir uçurumun kenarında ayaktasınız. Önünüzde duran ova uçsuz bucaksız bir genişlikte. Ve sol tarafında bir ordu var ovanın; evet evet bir ordu, binlerce askerin olduğu devasa bir ordu. Aynı şekilde sağ tarafta aynen böyle. Yani tahmin ettiğiniz üzere burası bir “savaş meydanı”. İki devletin askerleri karşılıklı alanda savaşmak üzere ovanın iki yanında bulunuyorlar. Kiminin ellerinde kılıç-kalkanı var; kiminde ok ve yay. Kimisi atının üzerinde heybetli bir süvari, kimi ise cesur bir piyade…

Siz ise uçurumun kenarında durmuş bu fotoğrafı izliyorsunuz. Az sonra savaş borazanları çalmaya başlıyor. Süvariler atlarını mahmuzlayıp düşman ordusuna doğru hızlıca yol alıyor. Arkasından savaş meydanının ortasında düşman askerleri ile savaşmak için piyadeler yola koyuluyorlar. Ve sonra okçular oklarını olabildiğince gerip düşman askerlerinin üzerine fırlatıyorlar. Bunların hepsini iki ordunun askerleri de yapıyor. Henüz süvariler ortada buluşmamışken oklar ulaşıyor birbirlerine. Kiminin atına saplanıyor ok, kiminin omzuna. Kiminin ciğerini delip geçiyor ok, kiminin gözünü. Ardından ayakta kalan süvariler buluşuyorlar ortada. Sonra piyadeler geliyor arkadan. Ve savaş meydanında kılıçlar çekiliyor. Başlar kopuyor, kollar kopuyor… Meydan akmış beyin parçaları, ortalığa dökülmüş bağırsaklarla dolup taşıyor…

Elbette meydan savaşlarının eskilerde kaldığını düşünebilirsiniz. Ama modern savaşların daha az kanlı olduğunu söyleyemeyiz değil mi? Mesela savaş uçaklarının bombaladığı bir şehri düşünün!!

Ne kadar dehşet verici değil mi?

Daha fazla ayrıntıya girmeden birinci fotoğrafımızı burada kesiyoruz…

 
 

— 2. Fotoğraf:

Yine aynı ova, yine aynı siz ve yine ovaya tepeden bakan o uçurumun kenarındasınız. Ama bu sefer askerler yok. Onun yerine meydanın sağ tarafında binlerce heteroseksüel erkek ve kadın; lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel var. Keza aynı şekilde sol tarafta böyle. Ve bu insanların ellerinde kılıç-kalkan veya ok-yay gibi aletler yok. Bunların yerine mesela seksi iç çamaşırları var. Bazılarında prezervatifler varken bazılarında ise zevk topları, vibratörler, dildolar var. Hatta bazıları fantezi kırbaçları ve kelepçeleri ile gelmişler. Birkaçın elinde ise serenat yapmak üzere yanlarında getirdikleri gitarlar, çellolar, kemanlar var…

Bu ikinci fotoğrafımızda olaylar savaş borazanları yerine bir Bob Marley şarkısı ile başlıyor. Karşılıklı duran bu insanlar birbirlerine doğru koşmaya başlıyorlar şarkıya eşlik ederek; bağırıp çağırıp gülüşerek.

Meydanın orta yerinde buluştuklarında eşlerine sarılarak öpüşüp sevişmeye başlıyorlar. Kimisi şair ruhlu bir Don Juan gibi sevişirken; kimisi ise daha sert sevişiyor. Kimi önce kulak memesinden öperken; kimi direkt oral sekse başlıyor.

Ve meydanın ortasında bu sevişmeler uzadıkça uzuyor. Birinci fotoğrafta ortalık kan gölüne dönmüşken; şimdi ise orgazm sıvıları ile dolup taşıyor.

Daha fazla ayrıntıya girmeden ikinci fotoğrafı da burada bitiriyorum.

 
 

Bu noktada yazıya son verip “Savaşma Seviş” demeyeceğim. Benim derdim başka çünkü… Benim derdim sevişmekten başka bir şey burada: hani şu ismine “Genel Ahlak/Toplumsal Ahlak” dedikleri şey…

  • Eğer birinci fotoğrafın toplumda oluşturduğu etki ikinciden azsa… Yani ikinci fotoğrafa toplumsal ahlak daha fazla tepki gösterip hatta yaptırım uyguluyorsa…
  • Eğer genel ahlâk(ınız) savaş meydanında insan öldürmüş birinden “kahraman”; sevgilisiyle sokakta el ele tutuşup dudak dudağa öpüşen bir çiftten “edepsiz” yaratıyorsa…
  • Eğer genel ahlâk(ınız)  tecavüze uğramış bir kadına “kirlenmiş” gözüyle bakıp; tecavüzcülere ‘iyi hal’ uygulayan, onları ak’lamakta sınır tanımayan bu adalet sistemine sesini çıkarmıyorsa…
  • Eğer genel ahlâk(ınız) sevgilisiyle sevişen kadını “orospu”; erkeği ise “çapkın/hovarda” olarak görüp hatta kutsuyorsa onu…
  • Eğer genel ahlâk(ınız) savaş meydanlarında topluca savaşmayı ‘onur’; sevişmek içinse duvarlar ve perdeler arkasına saklanmayı ‘edep’ sayıyorsa eğer…
  • Eğer genel ahlâk(ınız) “aman elâlem ne der?” paranoyasıyla sizi kuşatıp; babasının, dayısının, abisinin tacizine, tecavüzüne uğramış bir bebeği, çocuğu yalnızlaştırıp onu koruyamıyorsa…
  • Eğer genel ahlâk(ınız) sevgiyle, aşkla, şehvetle, bilinçli ve isteyerek yırtılmış bir “kızlık zarına” karşı sizi öfkelendirip kızdırırken; ciğerlere saplanan mermileri, başlara düşen bombaları, ayaklar altında patlayan mayınları “hayatın gerçeği” olarak sunuyorsa…
  • Eğer genel ahlâk(ınız) evde kocanın, okulda patronun, camide hocanın, sokakta zalimin ve hayatın her yerinde devletin zulmüne, baskısına, aşağılamasına susmayı, sabretmeyi “erdem” sayıyorsa…

 
 

Yani diyeceğim şu ki dostlar; genel ahlâk(ınız) beyninizden, aklınızdan, vicdanınızdan kanar gibi kurtulup bacak aranıza kaçmışsa eğer…

Kusura bakmayın ama genel ahlâk(ınız)ı genel olarak en özel yerinden öpmek istiyorum…