Posted On 23 Aralık 2014 By In Ka'ralamalar With 1556 Views

İçimde ‘kırık çekmeceler’. Yalan yok, bu böyle!

Ruhum yine o lanet olasıca suçluluk duygusuyla dolu. Şair’in dediği gibi içimde “kırık çekmeceler”. Tüm “bakışsız kedi kara”lar için… Evet, içimin çekmeceleri kırık. Yalan yok, bu böyle!

 

çArşı’nın duruşmasını takip etmek için adliyedeyken Berkin’in annesi Gülsüm Ana ve Sami Baba da oradaydılar. Sabahın erken saatlerinden itibaren davaya destek için soğuğa aldırmadan beklemeye koyulmuşlardı. Akşam saatlerinde adliye bahçesindeki kafede otururlarken bir sandalye alıp yanlarına iliştim. Oturdum oturmasına ama lâl olmuştum.

Evet, lâl olmuştum. Yalan yok, bu böyle!

Ne diyeceğimi bilemiyordum. Tam “Nasılsınız?” diye soracakken durdum. ‘Çok saçma olur’ diye geçirdim içimden. Eline sarılıp öpmeli miydim acaba? Kafam karışık halde masadaki başka arkadaşa dönüp şimdi hatırlayamadığım bir şeyler konuştum. Yüzümü bile dönemiyordum; içimde yoğun bir suçluluk duygusu vardı. O kadar ki; sanki Berkin’i ben öldürmüşüm gibi yoğundu bu.

Hesap soramamak da suça ortak olmak değil midir zaten? diye düşünüyorum da şu an. Evet, bu suçluluk duygusu hesap soramamaya dairdi…

Evet, hesap soramamıştık. Yalan yok, bu böyle!

Bir süre sonra arkadaşım elinde bir tabak börekle geldi. Ben tabağı alıp Gülsüm Anne’ye; “Annem buyur bir şeyler ye” dedim. “Sağol yavrum; biz az önce eve gidip yedik.” dedi. Sonra mahcup bir şekilde gülümseyerek: “Kusura bakmayın; bir şeyler getiremedik size evden.” diye ekledi.

Ben yine ne diyeceğimi bilemedim. Gülsüm Anne’nin karşısındaki ezikliğim daha da artmıştı.

Evet, eziktim o an. Yalan yok, bu böyle!

Bu hissiyatı, yani insanı kahreden bu suçluluk psikolojisini gittiğim yer yerde yaşıyorum. Yırca’da ağaçları ben kesmişim mesela, Kobanê’de savaşı ben çıkarmışım, Vanlı depremzedeleri ben çadırlarda konteynerlerde yaşamaya zorlamışım, Lice’deki kalekolları ben dikmişim… Bana hep böyle geliyor.

Hayır saçmaladığımı düşünmeyin lütfen. Hem bilirsiniz kelebek etkisi denen bir şey vardır; bir teoridir bu. Amazonlardaki bir kelebeğin kanat çırpışının; dünyanın öteki ucunda kasırgalara neden olabileceğini öne sürer bu teori. Ve bu önerme çoğumuza mantıklı da gelir. Hem biz kelebek ‘kadar’ değil miyiz ki? Kim bilir belki biz bir yerlerde ‘kanat çırpmışızdır’ da bir yerler kanamaya başlamıştır sonra! Yırca’da ağaç, Kobanê’de insan… Düşünün milyarlarca insanın ufacık ufacık yanlışlar yaptığını; büyüyüp büyüyüp büyüyüp bir yerlere çığ gibi düştüğünü. Ya da aynı şekilde (hatta belki de daha doğru şekilde) hiçbir şey yapmadığımızı.

Hiçbir şey yapmamak/yapamamak ne kadar da yıkıcı bir şey. Yalan yok, bu böyle!

Ne diyordum; evet o akşam Gülsüm Anne mahkemenin bitimine yani gece yaklaşık 01.30’a kadar mahkeme önünde bekledi. Sonra hepimiz ayrılıp evlerimize döndük.

Bugün Berkin’in vuruluşunun 555. günü. Dile kolay filan değil; dile bile zor bu…

Ruhum yine o lanet olasıca suçluluk duygusuyla dolu. Şair’in dediği gibi içimde “kırık çekmeceler”. Tüm “bakışsız kedi kara”lar için…

Evet, içimin çekmeceleri kırık. Yalan yok, bu böyle!