Posted On 9 Ocak 2017 By In Ka'ralamalar With 1282 Views

Hocalarımızın yanındayız; “parklarımızın”, aydınlığımızın yanında…

Belgesel çalışmalarında danıştığım arkadaşlarımın “mutlaka şu hocayla görüşmelisin, senin aradığın şey bak bu hocamızda” dediği isimlerin çoğu sok KHK ile üniversiteden ihraç edildi…
 
Zerrin Hoca, Melek Hoca, Nilgün Hoca, Lülüfer Hoca, Serdar Hoca… Kimini sadece isimleriyle biliyorum, ömrümde görmüşlüğüm yok. Kimiyle kahve içmişliğim var, dertleşmişliğim var, en ufak bir şey olsa “Aman dikkat et kendine” diye sevgi dolu uyarılmışlığım var, görünce birbirimizi kocaman kucaklamışlığımız var… Hiç yollarımız somut olarak kesişmese de hatta hiç tanımasam da kendimi öğrencileriymiş gibi hissetmişliğim var. Var bir şeyler yani, çok önemli şeyler var.
 
Ancak mesele salt böyle “öyküsel” değil! Yani mesele bireysel hikayelerimizin, kesişmiş veya kesişmemiş yollarımızın meselesi değil esasen. Mesele bir gelecek meselesi, mesele kuşaklar meselesi, mesele ileride ne şekilde, nasıl var olacağımız meselesi…
 
Toplumu bir şehre indirgersek eğer; hocalarımız o şehrin parkları bahçeleridir… Arada bir uğradığımız, belki içinden geçtiğimiz, belki de hiç gitmediğimiz parkları… Ve lâkin hiç gitmesek de varlıkları ile yaşamlar yaratan, börtü böceğe sonsuz kucak açan, kuşların cıvıldadığı, kuşları cıvıldatan, şehre nefes aldıran parkları, bahçeleri…
 
Ancak yine, mesele sadece böyle “pastoral” de değil. Mesele bir aydınlık ve karanlık meselesi, mesele bizim ve sonraki kuşakların içten içe, yavaş yavaş ve sinsice kurutulması meselesi, mesele bir çürüme, bir çürütülme meselesi…
 
Çünkü aydınlığa kavuştuğumuz yerden karanlığa da boğulabiliriz, yeşerdiğimiz yerden kuruyup çürtülebiliriz.
 
Hocalarımızın yanındayız; “parklarımızın” yanındayız. Aydınlığımızın yanındayız…