Posted On 17 Ağustos 2015 By In Ka'ralamalar With 2011 Views

“Düşmanı alnından vur be Mehmed’im!”

Şu sıralar Ege ovalarındaki tütün tarlalarında belgesel çekimindeyim. Bugün iletişim halinde olduğum muhtarlardan biri ile görüşecektim. Görüşme biraz gecikti, buluştuğumuzda muhtar, bir sıkıntı olduğunu konuşmamız gerektiğini söyledi. Kahveye otrduk çay söyledik. Muhtar köylülerin beni jandarmaya şikayet ettiğini, komutanın da bizi beklediğini, gayet kibar bir dille (kinaye yoktur) komutanın ‘davetine’ gidip gidemeyeceğimizi sordu. Devlet yine beni ‘yakalamıştı’.

Hem burdaki işim aksamasın hem de başka bir nedenden ötürü (bu kısım benimle ilgili değil, ama önemsediğim bir şey) ‘Hadi gidelim muhtarım’ dedim. Karakolda komutan çay ısmarladı, sohbet ettik biraz. Basın kartımı gösterip yaptığım ‘iş’ten, amaçlarımdan bahsettim. Bu kısımla pek ilgilenmeyen komutan kimliğimi isteyip GBT kontrolü yaptı. Komutana göre köylüler yabancı gördükleri kişileri genelde şikayet ediyormuş; hatta yeni geldiği için komutanın arabasını da tanımayan köylüler köyde ‘asayiş’ kontrolü yaptıktan sonra onu da şikayet etmişler bir kaç kez. Yani bu kişisel değil, rutinmiş. Tabii bunları bana GBT sonucum ‘temiz(!) çıktıktan sonra söylüyor.

Oysa bu şikayetin sebebini jandarmadan çıktıktan sonra muhtara attığım zarftan anlıyorum. Bir önceki gün köy kahvesinde iken kendine şair diyen bir amca şiir okumaya başladı. Şiirin her kıtası aynı nakaratla bitiyordu: “Düşmanı alnından vur be Mehmet’im!”

Zaten içimiz dışımız kan olmuş, her gün ölüm haberleri alıyoruz. Bir de üstüne bu şiir gelince dayanamadım: Ya hu amca, sen bak şair adamsın. Sen de vur dersen, karşı tarafın şairi de kendi gencine vur derse… Sonuç ne olacak? Sen vur o vur, bu vursun şu vursun. Yetmez mi yav; yetmedi mi vurduğumuz, vurulduğumuz? Sen bari yapma!”

Normalde bu tür yerlerde bu konulara pek girmem. Lakin insanız işte dayanamıyoruz. Sonra bir tartışmadır aldı gitti. Ben öldürmelerin çare olmayacağını, şimdiye dek çok öldürdüğümüzü, çok öldü(rüldü)ğümüzü, artık bunların bir çözüm olamayacağını, kurmamız gereken dilin intikam değil barış dili olmasından bahsediyordum. “Karşı taraf” ise durmadan intikam, öç alma, vurma ve öldürmeden bahsedip devletin tüm klasik ve klişe argümanlarını sıralıyordu önüme. O kadar ki ‘kaçak elektrik’ konusuna kadar girdik.

Böyle işte… Jandarma karakolundan çıkışta muhtara da sorunca teyit etti. Şikayet edilmemin gerçek nedeni işte bu sohbetmiş. Belki de hiç girmemek lazımdı bu tür konulara, ama dedim ya dayanamadım o anda.

Neyse… Belgesel çekimlerim aynı hızda devam ediyor. Birkaç günlük daha işim var. Bu arada komutanın söylediğine göre 2011’den kalma bir park cezam da varmış. Bu olayın tek iyi yönü bunu öğrenmem oldu. 🙂