Ka’ralamalar Category

30″Çürümenin Kitabı”nı tekrar yazıyoruz… İktidarıyla, kurumlarıyla, yargısıyla, meclisiyle, insanıyla hepimiz, tüm toplum… Ve “çocuklar” bu kitabın en çok ve acımasızca istismar edilen “kahramanları(!)”… Fransız yazar Cioran’ın “Çürümenin Kitabı” adlı bir eseri vardır. Hem şiirsel hem de felsefik bir dile sahiptir kendisi. Okurken bir çok paragrafı tekrar okumak zorunda kalır insan; hem algıyı zorladığı hem de katmanlı yapısından dolayı… Cioran’ın aksine imgeden ve felsefeden uzak, alabildiğine gerçekçi, aşağılıkça ve vicdansızca bir şekilde “Çürümenin Kitabı”nı yazıyor birileri… Aslında “birileri” demek işin bir yanıyla kolaycılığına kaçmak demek; toplumca yaşıyor ve yazıyoruz bu çürümüşlüğün kitabınıRead More
Onlar; bu toprakların en hafif deyimle vicdansızları, onursuzları ve bizim de düşmanlarımızdır! Kameralar önünde yalan söyleyenler de, o bombayı oraya koyan da, koyulmasına göz yuman da… Prikoterapist bir arkadaşım Soma katliamı sonrasında ailelerle uzun bir çalışma yapmış ve sonrasında gözlemlerini aktarmıştı bana. Bu tür bir travma sonrasında ailelerden bazılarının evinde bir yas ortamı olduğunu, bazılarının gündelik yaşama eskisi gibi devam ettiğini, kiminin ise donuk bir tavır takındığını anlatmış ve bunların hiçbirinin diğerinden daha “erdemli” olmadığını, hepsinin “normal” tabir edeceğimiz durumlar olduğunu aktarmıştı.  Benzer durumu her katliam sonrası bizler de yaşıyoruz.Read More
Her ne kadar kendisi pek farkında olmasa da (ya da farkındadır kim bilir?) hayatımda önemli bir yeri vardır Cevdet​ Hoca’nın. Kendisi bir ressam ve şiir uzmanı… (“Şiir uzmanı” ne demek tam emin değilim, muhtemelen kızacaktır kendisi bu tanıma lakin başka bir söz de bulamadım onu tanımlayacak.) Kendisiyle yaklaşık 5 sene önce tanıştık. Bir gün kapıyı çalıp atölyesine daldım. 2 sene düzenli olarak atölyelerine katıldım. Taa Eski Mısır ve hatta daha evvelinden başlayarak bir şiir yolculuğuna çıkardı bizi. Antik Yunan, ortaçağ Avrupası, Anadolu derken günümüze kadar geldik… Homeroslar, Sofoklesler, Sapholar, Shakespeareler,Read More
Hadi mümkündür diyelim; o zaman biz bu katiller ordusu arasında ne yapıyoruz? Bu durumda binip bir tekneye veya bota bizim de bu ülkeden kaçıp mülteci olarak sığınmamız gerekmez mi? İki gündür sürekli paylaşılan bir haber fotoğrafı var. AKP Trabzon Gençlik Kolları üyesi 5-6 genç minik bedeni kıyıya vuran Aylan bebekle ilgili durumu protesto etmek için kırmızı tişörtlerle Karadeniz sahilinde boylu boyunca uzandığını gösteren fotoğraf… Çoğu paylaşımda AKP’li gençlerin durumu mizahi cümlelerle süslenmişti. Onlardan birkaç örnek: Bunlar örneklerden sadece bir kaçı. Twitter’da arandığında bunun gibi yüzlerce örnek bulunabilir. Bu fotoğrafın küfürler,Read More
Şu sıralar Ege ovalarındaki tütün tarlalarında belgesel çekimindeyim. Bugün iletişim halinde olduğum muhtarlardan biri ile görüşecektim. Görüşme biraz gecikti, buluştuğumuzda muhtar, bir sıkıntı olduğunu konuşmamız gerektiğini söyledi. Kahveye otrduk çay söyledik. Muhtar köylülerin beni jandarmaya şikayet ettiğini, komutanın da bizi beklediğini, gayet kibar bir dille (kinaye yoktur) komutanın ‘davetine’ gidip gidemeyeceğimizi sordu. Devlet yine beni ‘yakalamıştı’. Hem burdaki işim aksamasın hem de başka bir nedenden ötürü (bu kısım benimle ilgili değil, ama önemsediğim bir şey) ‘Hadi gidelim muhtarım’ dedim. Karakolda komutan çay ısmarladı, sohbet ettik biraz. Basın kartımı gösterip yaptığımRead More
Bir şekilde sokakta buluştuğum, beraber sokakta olmaktan keyif aldığım ve sokakta bulunurken sokağa dokunan arkadaşlarımı yazmaya devam ediyorum. İlki fotoğrafçı dostum Onur Yıldırım’dı. Şimdi ucundan kıyısından da olsa anlatmak ve sizin de tanımanızı istediğim kişi sevgili dostum güzel insan Kadir Bal. Aslına bakarsanız bu yazının başlığı “Sokağa Dokunanlar” değil “Allah’ı Güzel İnsan: Kadir Bal” idi. Çünkü evet; ne yazık ki Allah’ı da kendisi de “çirkin” olan insanlar var. Hem de tahminimizden daha çoklar. Lakin her ne kadar vurgusu bu olsa da; yanlış anlaşılmalara mahal vermemek adına bu başlığı kullanmak istemedim.Read More
(Başlığı yazarken Bob Dylan’dan esinlendim aslında. “Bir şarkı dünyayı kurtarmaz.” demiş üstâd. Benzer şekilde bir video da dünyayı değiştirmez. Öyleyse ne işe yarar? Biraz kendimden yola çıkarak anlatmaya çalıştım. Öyle bir şeyler işte… ) Videolarımı çoğunlukla Facebook’a yüklüyordum. Ancak Facebook arada profilime paylaşım engeli koyunca riskli bir hal almaya başladı. Bu yüzden sadece telefonla çekip anlık olarak paylaştığım videoları Facebook’a yüklemeye başladım. Youtube kanalım kapatılınca ben de çareyi Vimeo’ya geçmekte buldum. Anlık videoların dışında çektiğim ve kurguladığım videoları yaklaşık 2-3 aydır Vimeo üzerinden paylaşıyorum. Yukarıda gördüğünüz görsel bu 2-3 aylıkRead More
Yırcalılar kesilen ağaçlarla yok edilen gelirlerini telafi etmek için çabalıyorlar. Bu çabaya dayanışma ile siz de destek olabilirsiniz. Ben bu yazıda bir kaç yöntem anlatmaya çalıştım sadece. Gerisi hepimizin elinde! Malum Yırca’da 6.000’in üzerinde ağaç kesildi. Köyde yaşayan bir çok ailenin zeytin bahçesi bu katliamda yok oldu. Evet yerlerine yenileri dikilecek (ki bu hafta sonu dkim şenliğinde sembolik de olsa zeytin fidanları diktik); ancak bu dikilen fidanların ilk hasadı 6 sene sonra yapılabilecek. Eskisi gibi zeytin vermesi içinse yaklaşık 10-15 seneye ihtiyaç var. Yani demem o ki Yırcalılar önemli bir gelirRead More
Yırca’ya dair daha önce tuttuğum günlüklere dikim şenliğindekilerle devam ediyorum. Bu haftasonu dikim şenliği vardı Yırca’da. Akşam Greenpeace üyelerinden fotoğraf ve belgeselci Umut Vedat​’ın Türkiye’nin birçok yöresindeki termik santrallerle ilgili çektiği geniş çaplı belgeselin Yırca bölümünü izledik. Ardından da benim çektiğim “Ölmez Ağaç” belgeselini. Gösterimler sonrası Boğaziçi Üniversitesi Folklor Grubu-BUFK’un bir müzik dinletisi oldu. Yırca direniş alanında Türkçe, Kürtçe, Ermenice ve Çingene halk şarkıları çalınıp Alevi deyişleri söylendi. Duygusal şarkılarda hep beraber susuldu; eğlenceli şarkılarda hep beraber ritm tutuldu, hep beraber halay çekildi, hep beraber göbek atıldı. (Ki sonraki günRead More
Sokağın belleği tüm devinimi ile var olmaya devam ediyor. Ve bu akış içinde hepimiz bir yeri “işgal” ediyoruz. Kimimiz slogan atıyor, kimimiz taş; kimimiz yürüyor, kimimiz karanfil uzatıyor…vs. Ama öyle ama böyle, kah eksik kah fazla, bazen doğru kimi zaman yanlış bir “şey” yapmaya devam ediyoruz. Bu akış içerisinde birileri de fotoğraf ve/veya videolarla sokağın belleğini tutmaya inatla ve kararlılıkla devam ediyor. Ben de kendimce ve kısaca bu kişilerden yani videocu ve fotoğrafçılardan bahsetmeye çalışacağım. Elbette bahsedeceğim kişiler var olanların küçük bir kısmı; yani dahası da var. Ancak ben bireRead More