Posted On 18 Haziran 2015 By In Ka'ralamalar With 2287 Views

Bir video dünyayı kurtarmaz. Ancak insanları harekete geçirebilir!

(Başlığı yazarken Bob Dylan’dan esinlendim aslında. “Bir şarkı dünyayı kurtarmaz.” demiş üstâd. Benzer şekilde bir video da dünyayı değiştirmez. Öyleyse ne işe yarar? Biraz kendimden yola çıkarak anlatmaya çalıştım. Öyle bir şeyler işte… )

Videolarımı çoğunlukla Facebook’a yüklüyordum. Ancak Facebook arada profilime paylaşım engeli koyunca riskli bir hal almaya başladı. Bu yüzden sadece telefonla çekip anlık olarak paylaştığım videoları Facebook’a yüklemeye başladım. Youtube kanalım kapatılınca ben de çareyi Vimeo’ya geçmekte buldum. Anlık videoların dışında çektiğim ve kurguladığım videoları yaklaşık 2-3 aydır Vimeo üzerinden paylaşıyorum.

vimeo

Yukarıda gördüğünüz görsel bu 2-3 aylık döneme dair istatistiki bilgiler. Videolar toplamda 250.000 kere izlenmiş, yaklaşık 420.000 kişiye erişmiş. Dünya haritasında da gördüğünüz gibi sadece Türkiye değil; onlarca ülkeye ulaşmış. 2 yıldır kulandığım Youtube kanalını ve hala kullanmakta olduğum Facebook’u da bu hesaba katınca; videoların oldukça fazla sayıda insana eriştiğini görebiliriz.

Elbette bu görseli paylaşmamdaki amaç; “bakın kaç yüz bin kişi izlemiş çektiğim videoları, oww yeaa bu işte!” demek değil. Elbette binbir emek ve zorlukla çektiğim ve ne yazık ki %99’u insan hakları ihlalleri ile ilgili olan videolarımın daha çok kişiye ulaşmasını isterim. O ayrı bir konu. Ancak benim “derdim” bunun dışında bir şey.

Fotoğrafa başladığım ilk zamanlarda bir şiir okumuştum. Brecht’ten. Şöyle diyordu hemen girişinde “Anladık iyisin de / Neye yarıyor iyiliğin…” ve bu minvalde devam ediyordu. Her ne kadar Brecht bu şiiriyle başka bir kesime seslense de kendi adıma bir pay çıkardım. Ve bu fotoğrafa bakış açımda beni başka yollara sevk etti. Benzer bir durum video için de geçerli elbette.

Şuna gelmek istiyorum. Kimsenin farkındalık oluşturma adına benim videolarıma ihtiyaç duyduğunu düşünmüyorum. Hiçbir zaman “haberci” olarak adlandırmadım kendimi; itinayla uzak kalmaya bile çalıştım. (Ne kadar başarılı olduğum tartışılır elbette.)

Hem fotoğraflarımda hem de videolarımda edindiğim tek amaç var: “HAREKETE GEÇİRMEK!” ya da daha doğrusu “BERABER HAREKETE GEÇMEK!”

Video Aktivizm'in en önemli temsilcilerinden WITNESS'ın görselinden esinlenilmiştir...

Video Aktivizm’in en önemli temsilcilerinden WITNESS’ın görselinden esinlenilmiştir…

 

Birileri bu canına yandığımın dünyasını olumsuz, negatif, kötü yönde harekete geçerek bu hale getirdi. Öyleyse bizim de karşı bir hareket doğurmamız gerek. diğer yandan; mesela evde teoriler üreterek ya da bir organizasyon tasarlayarak da harekete geçirilebilir insanlar. Ben ise kendim de harekete geçerek gerçekleştirmek istiyorum bunu. O yüzden ordan oraya koşturuyorum işte.

Çünkü harekete geçmemiş her şey durağan, işlevsiz, anlamsız ve ölüdür. Tabii ki tek kıstas “harekete geçmek” de değil. Hareketin türü de önemli bu aşamada. Hareketin içeriği, özü, türü, şekli…vs.

Bazen gittiğim yerlerde beni tanıyan ama benim tanımadığım birileriyle karşılıyorum. “Videonu izledik, atladık geldik biz de!” diyorlar mesela. İşte o anlar tarifi imkansız bir mutluluk kaplıyor içimi.

Mesela Suruç’taydım bir ara. Kobanê direnişi en kanlı ve zorlu zamanlarını yaşıyordu. Bir yandan sınır hattında dolaşıyor, bir yandan da Kobanê’den gelip çadır kentlerde kalan insanların ihtiyaçlarına dair video ve bilgi notları paylaşıyordum. Akın akın otobüsler de gelmeye devam ediyordu İzmir’den, Ankara’dan, İstanbul’dan… O otobüslerle gelen 2 kişiyle tanıştım. Dediler ki: “Senin videolarını izleyince dayanamadık atladık geldik. Burdaki çocuklarla ilgilenmeye çalışacağız…”

Sonrasında o 2 arkadaşı gün boyu çadırkentlerde çocuklarla evcilik oynarken, resim yaparken gördüm. Akşamları da gelen dayanışma malzemelerini tasnifliyorlardı.

Sonrasında bir arkadaşım daha geldi. Videoları izleyince dayanamamış; atlayıp gelmiş. O da benzer çalışmalar yaptı orda.

Buna dair örnekleri Yırca için de verebilirim.

Toparlarsak eğer… Daha önce birkaç vesileyle yazdığımı tekrar etmek istiyorum. Bir şiir, bir heykel, bir şarkı çok güzel olabilir… Bir fotoğraf çok anlamlı, bir video çok estetik olabilir… Lakin eğer o şiiri okumadan, o heykeli görmeden, o şarkıyı dinlemeden, o fotoğraf ve videoya bakmadan önceki biz ile okuduktan, gördükten, dinledikten ve baktıktan sonraki biz arasında “hareket” (fiziksel veya düşünsel olabilir bu) anlamında bir fark yoksa; o şiir bir kelimeler yumağı, o heykel sadece bir taş, o şarkı nota yığını, o fotoğraf ve video birer çöptür…

Mademki “Amazonlar’daki bir kelebeğin kanat çırpışı, dünyanın öteki ucunda fırtınalara sebep olabilir” teorisini bir şekilde mantıklı buluyoruz…

Belki de bu dünyanın fırtınalara ihtiyacı vardır.
Bize düşense kanat çırpmaktır belki de…

“Büyükler sayılara bayılırlar.” diyor ya hani Küçük Prens; işte biz, sayılara değil, hareket’e bayılalım… Hareketin değiştirici, dönüştürücü, iyileştirici gücüne… Yoksa bu sayılar bizi boğacak, bu fırtınasızlık yakacak bizi…