Posted On 28 Kasım 2013 By In Ka'ralamalar With 1149 Views

Bir Türkiye Klasiği: “Geylere Yer Yok!”

Çekmiş tetiği baba, bir kez sıkmış yetmemiş… İki kez sıkmış yetmemiş… Üç kez sıkmış yetmemiş… Dört kez sıkmış yetmemiş… Beş kez sıkmış yetmemiş… Altı kez sıkmış yetmemiş… Yedi kez sıkmış yetmemiş… Sekiz kez sıkmış yetmemiş… Dokuz kez sıkmış yetmemiş… On kez sıkmış yetmemiş… On bir kez sıkmış yetmemiş… On iki kez sıkmış yetmemiş… On üç kez sıkmış yetmemiş… On dört kez sıkmış yetmemiş…

Siz okurken sıkıldınız, bunalıp daraldınız belki de; ama baba durmamış, bunalıp sıkılmamış; tam 14 kez basmış tetiğe… Baba o kızgınlık ve nefretle o kadar çok dolmuş, o kadar kendinden geçmiş ki; tüm nefretini mermilere doldurup oğlunun bedenine göndermiş.

14 kurşun R.A.’nın bedenine saplanmış. Sonra sıkmamış, sıkamamış. Muhtemelen silahı bir 14’lü olduğu için sıkamamıştır. Belki babanın bir pompalı tüfeği olsaydı onunla da sıkacaktı, belki bir tankı olsa onunla da oğlunun üzerine yürüyecekti. Hatta kim bilir, babanın bir F-16’sı olsaydı eğer bombalar yağdıracaktı oğlunun üstüne…

Sanırım bir babayı bu kadar sinirlendiren, oğlunu kurban kendini katil yapan nedeni merak ediyorsunuzdur.

Kısaca aktarayım:

— Olay Diyarbakır’da oluyor. Oğlunun eşcinsel olduğunu öğrenen baba 14 kurşunla öldürüyor onu.

Evet; bu kadar kısa.

Şimdi biz az önce benim yaptığım gibi, babaya yüklenerek tüm işin içinden sıyırabiliriz kendimizi. Bu nefret cinayetine lanetler okuyarak öfkemizi dile getirebiliriz.

Bu tepki toplumda genel kabul görebilen olabilir; amenna.

Ama ben derim ki Halil Cibran’a kulak verelim. Bakın üstâd Cibran ne diyor Ermiş kitabının “Suç ve Ceza Üzerine” pasajında:

— “Kötülük yapan birinden sizlerden biri değil de, size yabancı biriymiş, dünyanıza davetsiz bir misafir olarak girmiş gibi söz ettiğinizi sık sık duydum.
Fakat ben derim ki; evliyalar ve adil kişiler nasıl sizin içinizdeki en yüksekten daha yükseğe çıkamazlarsa,
Kötüler ve zayıflar da yine sizin içinizdeki en alçak noktadan daha aşağıya alçalamazlar.
Ve nasıl tek bir yaprak bile sararmazsa bütün ağacın sessiz bilgisi olmadan,
Kusur işleyen de hepinizin gizli iradesi dışında kusur işleyemez…”

Evet, bu cinayetten kendimizi sıyıramayız. Bu cinayette bizim de parmağımız var!

Nasıl ki devletin direkt veya dolaylı olarak öldürdüğü her insanın ölümünde bizim vergilerimiz varsa ve eğer en az devlet kadar biz de o cinayetlerden sorumluysak; bu cinayetin de bir farkı yok.

Susarak, karşı çıkmayarak, haykırmayarak, değiştirmeye çalışmayarak ve her seferinde kendimizi aklayarak aslında bu cinayetlerin devamına hizmet ediyoruz.

Biz bu cinayetlerin azmettiricisiyiz; koca bir toplum olarak.

Ne yani; baba katil biz değil miyiz?
Ne yani; babanın eli kana bulanırken biz temiz miyiz?
Ne yani; baba içeride yatacak da biz dışarıda özgürce gezecek miyiz?

Nasıl oluyor da; maktulü toprağa verirken biz toprak üstünde hiçbir şey olmamış gibi dolaşabiliyoruz?

İstesek de istemesek de; bu ülkede geyler de var, lezbiyenler de… transseksüeller de var travestiler de… ve biz istesek de istemesek de orada olmaya devam edecekler… Ya buna alışacağız ya da alışacağız…

Evet, aslında biz de kurbanız R.A. gibi. Bu din kuralları ve ahlak bilgisinin, hukuk kuralları ve törelerin, bu felsefelerin kurbanıyız…
Ama kurbandan çok katiliz!
Bizim üzerimize demir külçeler gibi çöken bu kuralları besleyip yeşerttiğimiz için katiliz…

Şimdi ben cılız cümlelerimi bir kenara bırakıp sözün ustası Charles Baudlaire’e kulak verelim:
“Hem bıçağım hem de yara
Hem yanağım hem de tokat
Hem kurbanım hem de cellât
Ezen ve ezilen çarkta”

Bizi ezen ve onu kullanarak da kendimizi ezdiğimiz bu çarkın tekerine çomak sokmadan; dişlilerini çekiçlerle kırmadığımız sürece katilliğimiz de maktullüğümüz de baki kalacaktır…

Rakel Dink’le bitiriyoruz efendim:

“Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz!”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.