Posted On 31 Mart 2016 By In Ka'ralamalar With 8225 Views

“Babamın Sütü Çok Acı” ya da “Çürümenin Kitabı”

30″Çürümenin Kitabı”nı tekrar yazıyoruz… İktidarıyla, kurumlarıyla, yargısıyla, meclisiyle, insanıyla hepimiz, tüm toplum… Ve “çocuklar” bu kitabın en çok ve acımasızca istismar edilen “kahramanları(!)”…

Fransız yazar Cioran’ın “Çürümenin Kitabı” adlı bir eseri vardır. Hem şiirsel hem de felsefik bir dile sahiptir kendisi. Okurken bir çok paragrafı tekrar okumak zorunda kalır insan; hem algıyı zorladığı hem de katmanlı yapısından dolayı…

Cioran’ın aksine imgeden ve felsefeden uzak, alabildiğine gerçekçi, aşağılıkça ve vicdansızca bir şekilde “Çürümenin Kitabı”nı yazıyor birileri… Aslında “birileri” demek işin bir yanıyla kolaycılığına kaçmak demek; toplumca yaşıyor ve yazıyoruz bu çürümüşlüğün kitabını çünkü…

Bu çürümüşlük bir çok konuda karşımıza çıkıyor; ekonomik ilişkiler, kültür, bilim, sanat…vs. Tüm bunlardan muaf olması gereken çocuklar da ne yazık ki çürümüşlüğün en çirkin ve acımasız halini tecrübe etmek zorunda bırakılıyor “tarafımızdan”. Ülkemizde yüzbinlerce çocuk (abartı değil, birazdan sayılarla göreceksiniz) fiziksel, duygusal ve/veya cinsel istismara maruz kalıyor çünkü. Bu çürümenin en zirve yaptığı konuların başında geliyor…

“Daha önce N.Ç.’nin ya da Pozantı Cezaevi’ndeki çocukların yaşadığı tecavüz olayları henüz hafızalarımızda tazeyken…” diyemeyeceğim! Malum “toplumsal hafızamız” da bu çürümüşlükten nasibini aldı bir hayli. Ve yeni durumda “konjönktürel hafıza” konusunda hepimizin “sağlam birer örnek” olduğumuz rahatlıkla söylenebilir.

CİNSEL İSTİSMAR NEDİR?

Dünya Sağlık Örgütü-WHO bunu “Çocuğun tam olarak kavrayamadığı, gelişimsel olarak henüz hazır olmadığı, rıza gösterme ve onaylama kapasitesinde olmadığı cinsel aktiviteye zorlanması” olarak tanımlar (2006). Bir başka tanımda ise “Cinsel istismar, bir erişkinin cinsel gereksinim ve isteklerini karşılamak için çocukları araç olarak kullanmasını da ifade eder” der (Taner ve Gökler, 2004).

En son olarak Ensar Vakfı’na ait evde bir öğretmenin 45 öğrenciye tecavüz ettiğine yönelik iddialarla meydana gelen “çocuk istismarı” konusunda ne yazık ki araştırmalar çok da yeterli değil. Ayrıca güncel çalışmalara rastlamak da zor. Bu eksiklikte kültürel ve dinsel kodlanmışlıkların yanı sıra araştırma/raporlama teknikleri ve daha da önemlisi adli mercilerin, yetkili birimlerin dehşetin gizlenmesine yönelik yaklaşımları (kadına yönelik şiddet konusunda olduğu gibi) belirleyici rol oynuyor.

Madem Fransız bir yazardan örnekle başladık, bir başka Fransız yazar olan Exupery’den devam edelim. Exupery, Küçük Prensi’nde “Büyükler sayılardan hoşlanır” der. Her ne kadar amacım yaşananları istatistik raporlarındaki birer sayı olarak sunmak olmasa da; sayılar bize bir çok şeyi anlatıyor ne yazık ki.

İstanbul Kemerburgaz Üniversite’sinin yaptığı araştırmada Türkiye’de 2012 yılında çocuğun cinsel istismarı suçundan Cumhuriyet Başsavcılıkları’na 33.992 başvuru yapıldığı belirtiliyor. Ki başka araştırmalara göre adli makamlara başvuran çocuk cinsel istismarı olgusu ise tüm olguların % 5-10’udur. Yani az önceki 33.992 gibi korkunç bir rakamın gerçek hayattaki karşılığı en az 10 kat, hatta kimi zaman 20 kata kadar varmaktadır.

Sayılarla devam edelim. Dünyada çocuk istismarı %1 ila %10 arasında değişirken, Türkiye’de bu oran %10 ila %53 arasındadır (Çocuk Sağlığı ve Hakları Dergisi).  Çocuk istismarı kavramına fiziksel, duygusal ve cinsel istismarın dahil olduğunu hatırlatmakta fayda var. UNICEF’in 2010’daki bir araştırmasında ise 7-18 yaş arası çocukların %10’unun cinsel istismara “tanık” oldukları, %3’ünün ise cinsel istismara “direkt maruz” kaldıklarını göstermektedir. (UNICEF’ın araştırmasında çocuklarla evde ve ebeveynlerinin gözetiminde konuşulduğunun da altını çizmekte fayda var. Raporun tamamına şuradan ulaşabilirsiniz: http://bit.ly/1Ps0FjE)

resim1-unicef-cocuk-istismari-turkiye

resim2-unicef-cocuk-istismari-turkiye

Ayrıca çok önemli bir nokta da şu ki; çocukların cinsel istismarında faillerin %60-%70’i akrabalar, öğretmenler, komşular, otorite figürleri gibi çocuğun bildiği ve güvendiği kişiler olmasıdır. (Nur Yalçın, Beykent Üniversitesi Yüksek Lisans Projesi, 2011, http://bit.ly/1UNfCnc)

%3…%10…vs. Bu sayılar insan algısında küçük bir yere tekabül edebilir. Bu noktada konunun içeriğine dikkat etmek lazım: ÇOCUKLARDA CİNSEL İSTİSMAR. İkinci olarak da Türkiye’deki çocuk nüfusuna ve bu yüzdelerin tekabül ettiği sayıya bakmak aydınlatıcı olacaktır. TÜİK’in 2014 verilerine göre ülkemizde yaklaşık 23.000.000 (yazıyla yirmi üç milyon) çocuk var. En iyimser tahminle %3’ünün cinsel istismara maruz bırakıldığını düşünürsek; bu da 700.000 civarında çocuğa tekabül eder! Evet yüz binlerce çocuk!

Bu çürümüşlüğü tetikleyen ve sayıların hızla artmasına neden bir başka olgu da “savaş”! Suriye’deki savaş sonrası ülkemize sığınan mültecilerin kamplarda maruz kaldığı insan hakları ihlallerinde çocuklar da büyük zarar görmekteler. Küçük yaşta evlilikler (BM verilerine göre ülkemizdeki Suriyeli çocukların %4.5’i evlendirilmiştir!), fiziksel, duygusal, cinsel istismarların bu tip yerlerde (tıpkı çocuk cezaevlerinde olduğu gibi!) daha sık yaşanması için “elverişli(!)” ortamlar sunmaktadır.

Suriye ile Türkiye arasında çocuk ticareti yapıldığına yönelik ciddi kanıtlar da var. Çocuklara bu sistemde yaşlarına göre bazı sıfatlar bile verilmiş: 12-16 yaş ‘fıstık’, 17-20 yaş ‘kiraz’, 20-22 yaş ‘elma’ ve diğer yaş grupları ‘karpuz’…

Gündelik hayatın yanında sanal dünyada da durum içler acısı. “Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) verilerine göre, internette 36 binden fazla çocukların bulunduğu müstehcen fotoğraf dolaşımda. Araştırmaya göre bu sayının yüzde 42’si yedi yaş ve altı, yüzde 77’si ise dokuz yaş ve altı çocuklardan oluşuyor.” (http://bit.ly/1UHko6Q)

Böyle bir konuda insan algılarını zorlayan bir sayı bu gerçekten. Dehşetin, çürümenin boyutu daha etkili anlatılabilir mi?

Deneyelim…

İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı profesörlerinden Şevki Sözen’in verdiği bir örnek gerçekten insanı dehşete sürüklüyor: “Örneğin bir vakam vardı. Küçücük bir kızcağızın söylediği tek bir cümle: “Babamın sütü çok acı!” (Röportajın tamamı için: http://bit.ly/1MCZI8n)

Az önce de dediğim gibi bu araştırmalar, vakalar ve sayılar; kültürel, dinsel, politik ve yasal yaklaşımlardan ötürü buz dağının görünen yüzünü oluşturuyor henüz. Araştırmalar çoğaldıkça, işin vehametini daha iyi algılayacağız sanırım.

Eksiklik sadece araştırmalarda karşımıza çıkmıyor. Sosyal medyadaki bazı kullanıcıların yaklaşımları da bu konudaki eksiklerimizi görmemiz bakımından önemli. Çocuk istismarında istismarcının kişiliğinin (yaşlı ve yalnız kişiler algısı), ideolojisinin (sağ görüşe sahip kişiler), ekonomik durumu (alt/orta gelir grubu) çerçevesi çizilemeyecek derecede geniş. Bu tür konularda çerçeveyi dar tutan yaklaşımlar gerçeğin ve vehametin tam olarak algılanmamasına neden olabilmekte.

Ayrıca konunun kavramsal boyutunda Psikaytirst Prof. Dr. Timuçin Oral’ın Twitter hesabından yaptığı şu uyarısı da dikkate alınıp tartışılması gereken bir nokta:

resim3-pedofili-nedir

Olaylar, olgular, kavramlar, araştırmalar, raporlar, yaklaşımlar, sayılar, sayılar, sayılar… Ne yazık ki bir köşe yazısına sığmayacak derecede fazlalar. Daha derinlikli bilimsel çalışmaların yapılması; buna yönelik kapsamlı projelerin geliştirilmesi ve çocuk hakları yasalarla güvence altına alınması gerekiyor.

Bu noktada mevcut iktidarın hiç de umut vermediğini tam tersine çürümenin başlıca kaynaklarından biri olduğu söylemeye bilmem gerek var mı; ama biz yine de söyleyelim…

Son olarak “Çocuklarda Cinsel İstismar” konusunda İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi’nce hazırlanan raporda dile getirilen doğru bilinen bazı yanlışların altını çizelim:

– YANLIŞ: Çocuklar cinsel istismarı hayal güçlerinin genişliği nedeniyle uydururlar.

– DOĞRU:  Çocuklar bu konuda genellikle yalan söylemez. İlk kural çocuğa inanmaktır.

– YANLIŞ: Yaşanmış bir iki olay önemli değil. Çocuklar olan biteni çabuk unuturlar.

– DOĞRU:  Bir kez olan ya da tekrarlayan cinsel istismar çocuğun ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından ciddi derecede zarar verir.

– YANLIŞ: Olayı provoke eden çocuklar, şirin ve cazip kız çocuklar, evden kaçan çocuklar, ihmal edilmiş çocuklar.

– DOĞRU:  Mağdurlar her sosyo-ekonomik ve her sosyo-kültürel gruptan gelen kız ve erkek çocuklar olabilir.

– YANLIŞ: Parklar, genel tuvaletler, ıssız sokaklar, karanlık yerler, boş inşaat sahaları tehlikeli bölgelerdir.

– DOĞRU:  Olayın olduğu yer genellikle ev, okul, ev ile okul arasındaki yol gibi çocuğun içinde bulunduğu yakın çevresidir.

– YANLIŞ: İstismarcılar genellikle yaşlı ve yabancı erkeklerle sokakta yaşayan kimsesiz insanlardır.

– DOĞRU:  Olayların yüzde 80-95´inde fail 20-40 yaşları arasındaki, mağdur tarafından tanınan evli ve çocuklu erkeklerdir.

– YANLIŞ: Marjinal ortamlarda ortaya çıkar, muhafazakar veya tutucu ortamlarda ortaya çıkmaz.

– DOĞRU: Çocuklara yönelik cinsel taciz, tüm ortamlarda ve istisnasız tüm sosyal sınıflarda görülebilir.